Pazar, Ağustos 25, 2019
Yazı Boyutu

Eski ve Yeni Yapıların Arasındaki Farkların Tarihsel Süreçte Değerlendirilmesi

Bu konu gündeme geldiğinde siyasetin duayeni Süleyman Demirel'in efsane olmuş bir sözü aklıma gelir ; "Dün dündür, bugün bugündür". Evet, sektörün gerçeği de bu sözlerin içinde yatıyor. Mesleğe başladığım günden bugüne kalitenin ve kalite anlayışının her geçen gün arttığı ve daha iyiyi yapmayı arzulayan aktörlerin sektöre hakim olmaya başladığını gözlemledim. 1980'li yıllarda kontrolsüz büyüyen inşaat sektörüne verilen destekler ile ekonomik hedefler belki de o günler açısından tutturulmuş olabilir ancak yetersiz kalifiye eleman (usta-kalfa-mühendis) miktarı yüzünden birdenbire büyüyen sektörün ihtiyaçları karşılanamaz hale gelmişti. Tehlikenin bilincinde olamayan günün devlet yöneticileride gerekli tedbirleri almaktan uzaktılar. Üniversitelerimiz ise bu durumun düzelmesi adına herhangi bir katkı üretemeden kendi yağlarında kavrulmaya devam ettiler. Aslında bu durumun yanlış bir gidiş olduğunu ortaya koymaya çalışan bazı bilim adamları ve mühendisler maalesef o günkü piyasa aktörleri ve siyasetçiler tarafından hafif bir tebessüm ile dinlenmişlerdi. Şahsen 1996 yılında mezun olduğum zaman diliminden 1999 Gölcük depremine kadar olan süreçte yeni mezun bir gencin üretebileceği kadarıyla çözümler üreterek bazı makamlara taleplerde bulunduğumda bıyıkaltı gülümsemeler ile ben de karşılaşmıştım. Keza karşılarına dikilip "yapılan binalar depreme dayanıksız, birşeyler yapmalı, tedbirler alınmalı" diyen gencecik yeni mezun bir inşaat mühendisiydi. Burada bu ifadeler kimseyi eleştirmek için söylenmemektedir. Çünkü taleplerde bulunduğumuz kişilerin de birşeyleri değiştirebilecek kudrete sahip olmadıkları çok önemli bir gerçekti. Ancak bu durumun vehameti Gölcük Depremi ile ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı Süleyman Demirel'in meşhur lafından başka diyebileceğimiz pek birşey bulunmamaktadır eski binalar için ; "Dün dündür, bugün bugündür".

Yukarıda ifade ettiğim konular aslında tamamen günün ekonomik koşullarının ve insan hırsının sonucu olarak tezahür etmiş bir durumdur. Bunda toplumun her kesiminin kendine çıkaracağı bir pay bulunmaktadır. Yani bu durum sadece müteahhit-mühendis ilişkisinin sonucu değildir. Yetersiz müteahhitlerden ev alanlar veya yapım kontrollerini yapamayan makamlar, yetersiz işçiliklerin meslekiçi eğitimler ile geliştirilememesi gibi uzayıp giden bir süreçtir bu. Gölcük depreminin meşhur müteahhidi Veli Göçer'i bu bilgilerle kimdir diye sorgulasak? Emin olun en günahsız kişilerden biridir. Suçunu bilenlerin basın önünde kurtların önüne bıraktığı bir kuzudur kendisi.

Açıkçası 1999 Gölcük Depremi ciddi bir milattır. 1999 öncesi sektör açısından ciddi bir "dün" dür. Peki o gün ne değişti? Vatandaş korktu, ustalar korktu, toplumun her kesimi yaptıklarının belki de bilincine vardı. Şantiyelerde "Bu işler öyle kitapta yazdığı gibi olmaz mühendis bey" diyenlerin "mühendis bey, nasıl yapalım imalatları?" diye sormaya başladıkları gündür. Beton kalitesinin artmaya başladığı, beton yerleştirmede vibratör kullanımı alışkanlığının başladığı ilk günlerdir 1999 Ağustos'unun onyedisi. Hergün değişen yönetmelikler, kafası karışmış bir bayındırlık bakanlığı,vs... Deprem yönetmeliğinin ise tüm Türkiye tarafından yaşanan deprem felaketinden sonra değiştirildiğinin düşünülmesi enteresan detaylardandır. Oysaki deprem yönetmeliği 1996 senesinde çağdaş ve günün koşullarına uygun hale getirilmişti. Önceki Deprem Yönetmeliği 1975 tarihinde yürürlüğe girmişti ve çok da yetersiz sayılmazdı, sadece gün değişmişti, hesap yöntemleri değişmişti, beton üretebilme yetenekleri gelişmişti. Piyasa bu gelişimin farkında değildi, farkında olanlarda yenilikleri kullanmakda pek de nazlıydı ama birileri için "dün dündü, bugünde bugün olmalıydı". Bir avuç hocamız deprem yönetmeliğini Avrupa'nın Eurocode'u, Amerika'nın ACI'sı, Rusların Snip'i gibi çağdaş koşullarda bir yönetmelik haline getirmek için kolları sıvamıştı ve çabaları 1996 yılında bir sonuca ulaştı. Ancak elit bu gurubun piyasada yaşananlardan pek haberdar olmadığı gerçeğinin de altını çizmek gerekiyor. Piyasa yönetmeliğin değişimini de pek de umursamadı sonuçta. Eskiden alt beton sınıfı C14 iken yeni deprem yönetmeliği ile beton kalitesinde C20 sınıfı taban olarak kabul edilmişti. Projeler mecburen C20 sınıfı ile hazırlanmaya başlandı 1998 yılının ilk gününden itibaren. Çünkü deprem yönetmeliği piyasada yürürlüğe 01.01.1998 tarihinde girmişti. Çok geçmeden Gölcük Depremi meydana geldi. Bundan sonraki süreçte deprem sadece depremde vefat edenlerin ve yakınlarının hayatını değiştirmedi. Bu sektörün içindeki herkes ekmek parasını kazandığı ve Gölcük ve çevresindekinden de pek farklı olmayan yapılar yaptığı için derinden etkilendiler. Bu aslında piyasada ki hızlı dönüşümün habercisiydi. Bugün mühendisliğe başlayanların neredeyse tamamı o günlerde mühendislik yapanların çektikleri çilelerden bihaberler. Bugün bu mesleğin içindeki herkes artık çok şanslı. Daha iyiyi aramak için hiçbir sebeb ve gerekçe yok. Ancak mühendislik kalitesinden taviz verilmemesi için bu gerçekleri çok iyi bilmek ve özellikle yeni inşaat mühendislerine ve adaylarına çok iyi aktarmak gerekmektedir.

Burada bir paragrafta zemin etüdleri ve Jeoloji Mühendislerine açmak gerekiyor. Deprem sonrası 02.09.1999 tarihinde yürürlüğe giren bir yönetmelik ile birden bu yetki jeoloji mühendislerine sorgusuz bir şekilde verildi. Hala piyasa bunu ayıklayamıyor ve Bayındırlık Bakanlığı bu konuyu düzenleyecek çalışmalardan epey uzaklarda. Oysa yeni depremler ağlarını örmeye devam ediyor ve sıralarını bekliyor. Bugüne kadar bu konuda oluşan tüm hataları İnşaat Mühendislerini raporlarda imzacı hale getirmekle çözeceğini sanmakta olanlar ise birgün yanıldıklarını inanın anlayacaklar. Bu konuda daha fazla detaya girmeyeceğim ama isteyen LİNK'ten konuyla ilgili başka bir yazımı okuyabilir.

Günümüzde yaptığımız inşaatların beton kalitesi artık C20 sınıfından C30 sınıfına şıçradı ve bazen üstüne çıkmaya başladı. Yakın tarihte beton sınıfının C40-C50 seviyelerine geleceğini beton teknolojilerindeki gelişim bizlere göstermektedir. 10-15 sene önce BÇ1 sınıfı inşaat demiri yapılarda kullanılırken BÇ3 sınıfı inşaat demiri kullanılmaya başlandı. Çekme dayanım farkı neredeyse iki katıdır (4200/2200). Eski yapıların elle dökülmüş betonlarının kaliteleri deprem sonrası ilk süreçteki yapıların beton kalitelerinin yarısı kadar iken şimdiki yapılarda üçte birine eşdeğer diyebiliriz. Demir montajında özellikle çok yol kat edildi ve yeni yapılarda daha yüksek kalitede demir montajlarının yapıldığını söyleyebiliriz. İnşaatta en önemli yapı elemanlarından biri kolon ve kiriş yapı elemanlarını sargılayan etriyedir. Eski yapılarda etriye kancaları doğru şekilde kıvrılmadığı ve yetersiz sayıda konulduğu için özellikle kolon olarak adlandırılan yapı elemanlarının hepsi tehlike altındadır. Şimdi bu detaya işini ciddiye alan usta ve mühendisler çok ehemmiyet gösteriyor. İnşaat projelerine eskiden elle statik-betonarme hesaplar yapılırken şimdi yapıları bilgisayar teknolojisinin avantajları ile 3 boyutlu olarak modelleyerek değerlendirebiliyoruz. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta Bandırma'da ilk kez İnşaat Mühendisi Osman Dağdelen ile birlikte bir işte uygulattığımız "Kendinden Yerleşen Beton" teknolojisinden bir fotoğraf bulunmaktadır(Fotoğrafta solda İnşaat Mühendisi Onur ÇON, sağda ben Gürkan İLGİN). İşçilik hatasını yok eden bu sistem ile betonu yerleştirmek için insan gücüne ihtiyaç duymuyorsunuz. Pompa betonu yerine basıyor ve işçiler gazete okuyor. Tabi yeni yapılarda bu teknolojiyi kullanmak için bazı detay engellerimiz var ancak çalışmalarımız devam ediyor ve bu fotoğraf bize eski-yeni arasındaki derin uçurumu ifade ediyor.

etriye detayı etriye detayı
Kendinden Yerleşen Beton Kendinden Yerleşen Beton



Ancak şu gerçeği unutmayalım. Hala işini kötü yapanlar var ve bu kişiler deprem öncesi dönemdeki insanlardan pek farksız değiller. Uygulamada bulunan yapı denetim sistemi ise tamamen çökmüş durumda ki devlet 19 ilde pilot uygulaması yapılan bu sistemi tüm Türkiye'de uygulama kararı aldı. Uygulama tüm Türkiye'de 01.01.2011 itibariyle başlayacaktır. Bir ay önce bir mimar bir de inşaat mühendisi meslektaşım ile saha incelemesinde yetersiz işçilik üreten bir ekibin işin başındayken görevine son verilmesini sağladık. Yetersiz işçiliğini küstahlığı ile birleştiren bu kişiler 1999 öncesinden kalan zihniyetin temsilcileri gibiydiler. Bandırma'nın göbeğinde yapımı devam eden inşaatta temel kazısı esnasında alınmayan tedbirlerin sonucunu da fotoğraflarla portalıma koymuştum(Yazıyı okumak için TIKLAYINIZ).

Sonuç : Tavsiyem piyasada adı geçen üretici firmaları iyi analiz ederek doğru referansları olan firmalardan ürün satın alınması. Unutmayın, bilinçli tüketici yoksa, kaliteli ürün de yok demektir. Sonuçta denetim sistemi 1999 Gölcük depreminden günümüze çok da iyiye gitmedi. Piyasada iş yapanların kalite seviyesini arttırması ile günümüzde sağlıklı ve kaliteli evler üretilmektedir. Eski yapı sahiplerinin bir an önce hiç vakit kaybetmeden binaları için gerekli yatırımları yapmaları ve güçlendirme yaptırmaları gerekmektedir. Ne yazık ki güçlendirme işi de çok ucuz bir hizmet değildir. Şanslı olduğumuz nokta ise Bandırma'mızda bu işleri yapabilecek kapasitede iyi inşaat mühendislerinin bulunuyor olmasıdır.



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile